19 Ocak 2017 Perşembe

MARY DORIA RUSSELL - SERÇE

Bu kitabı gördüğümde; arka kapak açıklaması ilgimi çekmesine rağmen uzun müddet okumaya cesaret edemedim bunun nedeni ise kapakta yer alan El Greco’nun Paravicino Portresi (1609) idi... bir hristiyanlık romanı okumak istemiyordum, neyse ki korktuğum olmadı... her ne kadar beni tereddüte sürüklese de bu portre mükemmel bir seçim olmuş tasarımcıyı kutlarım, ana karakter Emilio Sandoz’u hayal ettiğinizde tam da böyle bir görüntü ortaya çıkıyor...

Romanın konusu; Tanrı var mıdır? Varsa Nasıldır? Neden iyi bir şey olduğunda Tanrıya şükrederiz de bir felaket olduğunda onu suçlamayız? benzeri bir sürü soru sorup, cevabını arıyor... sadece yazar bunu edebi bir roman yerine (ki rahatlıkla ve başarıyla yapabilirmiş) bilimkurgu olarak anlatmayı seçmiş... benim tahminim çalışabilecek daha geniş bir alan yaratmak ve kendisi paleo-antropolog olduğu için yabancı bir ırk üzerinde mesleğinin inceliklerini de kullanmak istemesi şeklinde... tüm bunların bir sakıncası yok, ki yazarlar bunu sıklıkla yapıyorlar ve ağırlıkla da fantastik edebiyatı kullanıyorlar... bence o daha uygun oluyor çünkü size mantıksız diyebileceğiz bir neden vermiyor... bilimkurguya gelince onda daha dikkatli olmak ve gelecek tahminlerini iyi ve mantıklı yapmak gerekiyor ki kitaba ilk itirazım bu yönde... 

Bu roman 1996’da yazılmış, hikaye 2019 yılında başlıyor ve 2021 yılında da Güneşe en yakın yıldız sistemi (4,3 ışık yılı uzaklıkta) olan  Alpha Centauri ‘ye doğru yola çıkıyorlar... şimdi 96’daki teknolojik gelişime bakarak yaklaşık 25 yılda, bir göktaşını yakalayıp, içinde teraryum oluşturarak ve göktaşının kendisinden yakıt sağlayarak, üstüne üstlük ışık hızına da ulaşarak başka bir siteme gitmek ne kadar kötü bir tahmindir... bunların hepsi hatta daha fazlası planlanıyor ve gerçekleşeceğine de inanıyorum ama yazarın yıl tahmini çok başarısız ayrıca 2 yıl gibi çok kısa bir zamanda tüm hazırlıkları tamamlayıp, hiç eğitimi olmayan, ikisi yaşlı, 8 kişiyi uzay yolculuğuna çıkmaya hazır hale getirmesi de imkansıza yakındı... birkaç ay önce okuduğum K.S. Robinson’un 2312 kitabındaki bilimkurguya bir bakmak gerekir... zaten yazar bu bilimkurgu konusuna şöyle bir başlıyor sonrasında da geçiştiriyor dolayısıyla bu romanı bilimkurgu olarak etiketlemek doğru değil, en yakın ifade bilimkurgu sosu katılmış olabilir...  

Asıl konusunda da kafama yatmayan, takıldığım bir takım noktalar vardı ve bu romanı epeyce itiraz ederek okudum... fakat şaşırtıcı olan nokta şu ki kitabı çok beğendim, sonunda bana verdiği doygunluk hissi ve okuma zevki mükemmeldi, ben ikinci kitabından devam edeceğim, size de kaçırmayın okuyun derim...

Not: roman içinde İstanbul (Ülkemiz) ile ilgili kötü bir senaryoda vardı (başka hiçbir önemli şehirden bahsedilmezken İstanbul niye vardı bu ilk soru) ve 1996’da ben bu kitabı okusam hadi canım ne uçuk kaçık tahmin derdim ama bugün emperyalistlerin ne büyük bir oyun kurguladıklarını, ilerleme kaydettiklerini ve buna edebiyatçılarını da ortak ettiklerini görebiliyorum, bize düşen ise bu oyunu bozmak başka çare yok... 

Yazar: Mary Doria Russell
Çevirmen : Emil Keyder
Sayfa Sayısı : 416
Basım Yılı : 2015(2. Baskı) 2003(1. Baskı)
Yayınevi : Metis

Serçe, bol ödüllü bir yapıt: İlk yayımlandığı 1996'da Entertainment Weekly dergisi tarafından yılın en iyi on kitabından biri seçildi. 1997'de İngiliz Bilimkurgu Yazarları Kurumu tarafından En İyi Roman ödülüne layık görüldü. Sırasıyla James Tiptree Jr., Arthur Clarke ve John W. Campbell edebiyat ödüllerini de topladı. İyi bilimkurgunun iyi edebiyat olduğunun ve bilimkurgunun yalnızca özel tutkunları tarafından değil, bütün edebiyat okurlarınca severek okunabileceğinin en yakın tarihli kanıtı...

Her şey uzaydan gelen düzensiz sinyalleri tarayan Arechibo radyo vericisindeki görevlinin şarkıyı fark etmesiyle başladı. Şarkı Rakhat adı verilen bir gezegenden geliyordu ve tek kelimeyle olağanüstüydü. Aralarında üç cizvitin bulunduğu sekiz kişilik mürettebattan oluşan Rakhat misyonunun yola koyulması fazla zaman almadı.

Cizvit bilim adamları dinleri yaymayı değil, öğrenmeye gidiyorlardı. Tanrının başka çocuklarını tanımak ve sevmek için gidiyorlardı. Cizvitleri keşfedilen yerlerin en uzak sınırlarına götüren hep o aynı nedenle hareket etmişlerdi: AD majorem Dei gloriam, Tanrının şanını yükseltmek için...

Zarar vermek gibi bir niyetleri yoktu, ta ki...

8 yorum:

  1. Bu yazarı daha önce hiç okumadım, hatta duymadım desem yeridir. Çok ilgimi çekti yorumunuz, okuma kararı aldım. Teşekkürler tanıtım için. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fatoş Hanım, 1950 doğumlu Amerikalı bir yazar dilimize çevrilmiş 2 kitabı var zaten. 2. kitabı da 2016'nın sonunda yayımlandı. Umarım seversiniz. Ben teşekkür ederim, sevgiler :)

      Sil
  2. Çok ilginç bir kitapmış yazıyı okuyunca aklıma Uzay 1999 diye bir dizi vardı çocukluğumuzda hatırlar mısınız? Onda da tarih fiyasko bence ...
    Sevgiler . ☺

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hatırlamam mı? çok severdim ben o diziyi:) tarih tahmini kötüydü ama bana sanki çok uzun bir zaman varmış gibi gelirdi:)) Sevgiler:)

      Sil
  3. Konusu çok ilginç gerçekten, listeme ekliyorum, sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel kitaptı, umarım sizde beğenirsiniz. Sevgiler:)

      Sil
  4. ilginç evet ama beni sarmaz bu :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zaman başka kitaplara artık:)

      Sil