12 Haziran 2017 Pazartesi

SERDAR AKİNAN - Buzdağı

Serdar Akinan muhalif gazetecilerden, bu okuduğum ikinci kitabı... kapağından da açıkça görüldüğü üzere Fetö darbesinin perde arkasını, buzdağının görünmeyen kısmını anlatıyor... nazilerin savaş sonrasında nasıl ABD için çalıştığını, Ortadoğu coğrafyasında ve soğuk savaş döneminde İslamın nasıl kullanıldığını, ABD'nin (emperyalizmin) kendi çıkarına olayları/insanları/ülkeleri nasıl manipüle ettiğini anlatıyor... değerli bir araştırma bir sürü şey öğreniyorsunuz eğer ilgi alanınıza giriyorsa okuyun derim... 

Yazar: Serdar Akinan
Sayfa Sayısı: 256
Basım Yılı: 2017
Yayınevi: Kırmızı Kedi

Nazilerden “FETÖ”ye Siyasal İslamcıların Tarihi


Gazeteci-yazar Serdar Akinan, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında kartların yeniden karıştırıldığı İslamcı cenahta olan biteni anlamak için yakın tarihe bakıyor.

FETÖ’nün bu topraklarda emperyalistlerle işbirliğine giren ilk milliyetçi-mukaddesatçı yapı olmadığını vurgulayan Akinan, Soğuk Savaş yıllarından itibaren tam bağımsızlık rotasından çıktığımızı ve belli aktörlerin derhal pozisyon almaya başladığına dikkat çekiyor. 


Nazilerin kurduğu Türk-İslam Tugayları’ndan Komünizmle Mücadele Dernekleri’ne, 12 Eylül sonrası İslami hareketin siciline, petro-dolarlarla kurulan faizsiz bankacılığa, AKP ve FETÖ’nün anti-Kemalist ittifakına değinen Serdar Akinan, tarihsel, ekonomik, sosyolojik, kültürel ve siyasi dinamikleri sorgulayarak günümüze ışık tutuyor. 


“Bu kitabı, sadece AKP’nin değil, Türkiye’de milliyetçi-mukaddesatçı siyaset yapan, Türk ve Müslüman diyebileceğimiz çok ciddi bir kesimin, sermaye, medya ve devlet aygıtındaki paydaşlarıyla nasıl CIA emrinde olduğunu göstermek için yazdım.” 

7 Haziran 2017 Çarşamba

KATE ATKINSON - Geç Kapıdan Körebe!

Yukarıda Haydarpaşa Kitap Günleri'nden aldığım kitapları görüyorsunuz... Kadıköy Belediyesini kutlarım, gittiğim kitap fuarları içerisinde açık ara en iyisiydi... Haydarpaşa Garı zaten muhteşem bir mekan, ortam havadar, temiz, düzenli ve nezihti, keyifle dolaşıp kitap alışverişimizi yaptık, çok beğendim daha nice nice kitap günlerine...

Gelelim ''Geç Kapıdan Körebe''ye; Kate Atkinson son zamanlarda keşfettiğim 1951 doğumlu İngiliz edebiyatı eğitimi almış İngiliz yazar ve bu okuduğum dördüncü kitabı... romanların ikisi polisiye ikisi de ana fikri zaman olan kitaplar... özellikle bu zaman temalı kitaplarına bayılıyorum o kadar güzeller ki...

İngiltere'de ormana yakın küçük bir kasabada, 16 yaşındaki Isobel, kendinden birkaç yaş büyük abisi Charles, babası Gordon, halası Vinny ve üvey annesi Debbie ile yaşamaktadır. Anneleri Eliza, çocuklar 5-6 yaşlarındayken ortadan kaybolmuş (dedikoduya göre sevgilisiyle kaçmış), hemen arkasından da babaları sırra kadem basmış (dedikoduya göre ölmüş), çocuklar babaanneleri ve Vinny'nin eline kalmıştır... 7 yıl sonra Gordon yanında yeni karısı Debbie ile dönünce çocuklar şok olmuş, zaten ortadan kaybolmasını bir türlü kabullenemedikleri ve çok sevdikleri Eliza'yı daha çok düşünür hale gelmişlerdir. Charles bilimkurgu meraklısı olduğu için annesini uzaylılar kaçırdı veya paralel evrenlerin birine gitti sanmakta, Isobel'i de sürekli benzer hikayelerle meşgul etmektedir. Tam bu sırada Isobel kendini hiç bilmediği yerlerde, kasabasının eski zamanlarında bulmaya başlar, çok kısa süren bu anlar gerçek gibi gelse, zamanda bir yırtık keşfettim geçmişe mi gidiyorum diye düşünse de bir yandan da aklımı kaçırıyorum herhalde diye kendi kendine söylenmektedir... roman bugün ve geçmiş olarak bölümler halinde anlatılıyor, olayların hiçbiri göründüğü gibi değil ve sürekli şaşırarak okuyoruz...

Yazar edebiyat eğitimi nedeniyle yine tüm kitabı Shakespeare alıntılarıyla süslemişti, psikolojik derinliği olan bir hikayeydi, aile olma kavramı ve aile içi şiddete değiniyordu, ben çok beğendim size de okuyun derim...

Diğer Kitaplar İçin Bkz:

Yazar: Kate Atkinson
Çevirmen: Tuba Geyikler
Sayfa Sayısı: 328
Basım Yılı: 2017
Yayınevi: YKY

“Kelime başlangıçtır, sessizlik son. İkisinin arası ise hep öykü.” 
Isobel Fairfax, 1960’lar Britanyası’nın uydu kentlerinden birinde, Lythe’de yaşayan genç bir kız. “Ormanın içinin içindeki” Lythe, öyle sıradan bir yer değil; Kraliçe Elizabeth döneminde feodal bir mülk olarak kurulmuş ve zamanında, William Shakespeare adlı genç bir öğretmeni de barındırmış... Edebiyat meraklısı Isobel ailesinin, komşularının ve köyün garip tarihçesini araştırdıkça kafa karıştıran zaman bükülmelerinin içinde bulur kendini. Gerçeklik durmadan şekil değiştirirken kayıp annesiyle, savaş kahramanı babasıyla ve yakın arkadaşlarıyla ilgili sarsıcı bilgiler de edinecektir. 
Ödüllü yazar Kate Atkinson’ın övgüyle karşılanan romanı Geç Kapıdan Körebe!, düş kırıklıklarına ve ihtimallere dair bir güzelleme, çarpıcı kurgusuyla unutulmayacak bir roman. 
“Romanı bu denli başarılı kılan, okurun, Kate Atkinson’ın ip üstündeki edebi cambazlıklarını illa anlamak zorunda olmayışı. Çünkü asıl önemli olan, son derece canlı biçimde tasvir edilmiş pek çok karakter ve onların başına gelenler.” -New York Times Book Review- 
“Görkemli bir edebiyat gösterisi.”-San Francisco Chronicle-

29 Mayıs 2017 Pazartesi

GONÇALO M. TAVARES - TEKNİK ÇAĞINDA DUA ETMEYİ ÖĞRENMEK


Gonçalo M. Tavares'in dilimize çevrilmiş 4 tane kitabı var ben üçünü okumuş bulunuyorum... bu romana kadar yazarla aramda garip bir ilişki vardı hem pek sevemiyorum (ilk kitap Kudüs'ü sonunda sevmiştim, ikinci kitap Beyefendiler'i ise sevmemiştim) hem de kendimi okumaktan alıkoyamıyorum, yazarda beni çeken bir yan var ama tam olarak saptayamıyorum... bu kitap olayı netleştirmeme yardımcı oldu... 

Önce yayınevinden başlayayım; Kırmızı Kedi önce Krallık dörtlemesinin (1-Bir Adam: Klaus Klump, 2-Joseph Walser'in Makinesi, 3-Kudüs ve 4-Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek) üçüncü kitabı Kudüs'ü yayımladı, sonra bağımsız bir kitap olan Beyefendiler'i bastı, sonra dörtlemenin ilk iki kitabını tek kitap olarak yayımladı, sonrasında da bu dördüncü kitabı çıkardı, üstelik de bu kitapların dörtleme olduğunu hiçbir yerde belirtmedi... ben bu detayları SabitFikir'de Ömer Türkeş'in yazısından öğrendim... gerçi klasik bir seri değil, anafikir bağlamında bir dörtleme bu, Ö. Türkeş'in de dediği gibi''Hikayeleri arasında doğrudan ilişkili olmamakla birlikte bazı karakterler, daha önemlisi işlenen temalar açısından birbirini tamamlar nitelikli dört kitapta şiddete teslim olan, iradesini yitiren, kaderini başkalarına teslim eden toplumlarda bireyin çürümesini anlatıyor Tavares''

Dolayısıyla çok özgün bir stili olan Tavares'in tam olarak anlaşılamamasında yayınevinin bu karmakarışık baskıları da etkili oldu, en azından benim için öyle... bundan sonra ilk iki kitabı okuyacağım ama bir kere de baştan sırasıyla okusam iyi olacak...

Gelelim bu romana; iki dünya savaşının arasında bir zaman, ülke belirtilmiyor, Lenz Buchmann çok başarılı bir cerrahtır, babası asker olup, Lenz ve ağabeyi Albert'i çok katı bir disiplinle yetiştirmiştir... Albert bu baskıyı kaldıramamış, Lenz ise bu eğitimi fazlasıyla özümsemiş ve babasını rol model olarak hayatının baş köşesine yerleştirmiştir... Lenz oldukça acayip bir karakterde ve empatiden yoksun biridir... ve günün birinde bireysel olarak güçlü olmaktansa toplumda söz sahibi biri olmaya karar verir, doktorluğu bırakıp Partiye girer ondan sonra kendi çıkarı için toplumu nasıl manipüle ettiğini görürüz...

Kudüs'ü bitirdiğimde ancak sevmiştim ve bundan sonra 200-300 sayfa daha olsa okuyabilirdim diye yazmıştım, doğru düşünmüşüm onun devamı olan bu kitabı çok severek okudum, bir sürü çarpıcı nokta vardı hepsine işaret koydum, bugün yaşadığımız toplumla bir çok benzerlikler buldum... fakat şunu da belirtmeliyim ki yazar öyle herkese hitap eden kitaplar yazmıyor, romanın duygu/düşüncelere ağırlık verdiği bölümleri zor okunuyordu, yine de ''Portekizli Kafka''yı deneyin derim... 

Yazar: Gonçalo M. Tavares
Çevirmen: İpek Gürsoy Manavbaşı
Sayfa Sayısı: 258
Basım Yılı: 2016
Yayınevi: Kırmızı Kedi

Saramago’nun övgüyle söz ettiği, Portekiz edebiyatının genç dâhisi Tavares, son romanında kötülük kavramının anatomisini sunuyor. Güç hırsı, sıradan insanın içindeki faşizm, doğa ve insanın ihtirasları arasındaki zıtlık üzerine baş döndürücü bir roman.
Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek - 2010 En İyi Yabancı Kitap Ödülü – Fransa
Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek, Portekiz edebiyatının genç dâhisi Gonçalo M. Tavares’in insan ruhundaki kötülüğü tüm boyutlarıyla ele aldığı romanı. Orta Avrupa’nın iki savaş arasındaki siyasi iklimini çağrıştıran bir ortamda gelişen roman, hastalarına karşı en ufak bir empati göstermeyen ama usta bir cerrah olan Lenz Buchmann’ın öyküsünü anlatıyor. Kendisini daha büyük işlere aday gören Buchmann’ın siyasete atılıp yükselirken gösterdiği faşist tavır, güç ilişkileri, hastalık ve ölüm üzerine kurulu roman, 20. ve 21. yüzyılda, gelişen toplumlarla birlikte insan ilişkilerindeki ve kişiliklerindeki olumsuz değişmelere de şok edici bir ışık tutuyor. 
“Genç Portekizli yazar Gonçalo M. Tavares’in en büyük mahareti, bir yazar olarak, dünyayı parçalarına ayırması ve sonra onu sanki kendi yarattığı bir şeymiş gibi yeniden inşa etmesi.”

19 Mayıs 2017 Cuma

GERALD MESSADIE - Kurtların Yargısı

YILDIZLARIN JEANNE’I II. KİTAP

Bu serinin ilk kitabı Gül ve Zambak'ı ocak ayında okumuş ve çok beğenmiştim dolayısıyla seriye devam ediyorum... ikinci kitap 1460 yılından başlıyor ön planda yine Jeanne'in hayatı yer alırken arkada Kral XI. Louis, onu tahttan indirmeye çalışan Prensler ve Düklerin savaşı, Kilise ve Hükümdarın iktidar mücadelesi, matbaanın icadı ile dengelerin yeniden değişmesi, veba salgını gibi o tarihlerde yaşananlar kurgu hikayenin içine monte edilmiş...

Jeanne'nin hayatı (aşağıda detayı var) ise evlilikleri, çocukları, iş hayatıyla maceradan maceraya ilerliyor... yazar Jeanne'i çok güzel, akıllı ve becerikli olarak kurgulamış ama başlangıçtan geldiği noktaya bakıldığında şansı çok yaver gidiyor, bir miktar abartılı bir kurgu olmuş, buna rağmen Jeanne o kadar çekici ki kapılıp okuyorsunuz... ben 3. kitaptan devam edeceğim size de okuyun derim...

Yazar: Gerald Messadié
Çevirmen: Elif Gökteke
Sayfa Sayısı: 424
Basım Yılı: 2004
Yayınevi: İthaki

Jeanne Parrish'in, İngiliz yağmacıların saldırısı sonrası Normandiya'yı terk etmesinin üzerinden on yıl geçmiştir. 1450 yılının bir sabah vakti Paris'e geldiğinde yoksul bir kızken, zekası ve becerileri sayesinde Beauvois baronesi olmuştur. Ancak zamanın acımasız çarkları dönmektedir. Kocası yanlış doldurulan bir topun infilakı sonucu can verir, Jeanne'i himayesine alan Kral'ın gözdesi Agnès Sorel zehirlenir, yıllar sonra bulduğu öz kardeşi, Kral'a karşı girişilen komploda yer alır, çocuğunun babası şair François Villon bir cinayete karışır. 

Tüm yakınları rüzgâra kapılıp sürüklenmiştir?


Bu arada Jeanne'ın derin bir aşkla bağlı olduğu ilk erkeği ortaya çıkar, acaba talihin döndüğünü mü müjdelemektedir bu adam? Öyle olmadığı kısa sürede anlaşılır. Isaac Stern bir Musevidir ve dedikodular kesilmezse, Jeanne'ın gözden düşmesini Kral bile engelleyemeyecektir. Ama Jeanne mantığı kadar gönlünün de sesini dinler. Aşkını şerefine kurban etmesi söz konusu bile değildir. Isaac ona "Sen benim yıldızımsın" diye seslenir. Artık o yıldızın parlamasının zamanı gelmiştir. Cadılık suçlamasını göğüsleyecek, Sorbonne'un bilginleriyle karşı karşıya gelecek, kaderini sonuna kadar zorlayacaktır. Öz kardeşini kurtların yargısına teslim edecek olsa bile...

14 Mayıs 2017 Pazar

STEFAN ZWEIG - BİR KADININ HAYATINDAN 24 SAAT

Zweig'den son zamanlarda yalnızca biyografi okuyordum öykülerini özlemişim, bu kitap çok iyi geldi... bu uzun öyküde yazar, bir kadının rutin hayatının dışına çıktığı, kimseye anlatamadığı ve unutamadığı bir 24 saatini anlatıyor... öykü aynı zamanda tutku, bağımlılık, toplumsal ahlak ve değer yargılarını konu ediyor... kısa bir kitap olduğu için fazla detaya girmek istemiyorum Zweig tüm açılardan hikayeyi mükemmel anlatıyor, merak içinde takip ediyorsunuz, ben özellikle ahlak konusunu irdelemesini sevdim, hangi toplum ve zaman olursa olsun kadının üzerindeki baskı hiç bitmiyor çünkü... çok güzel bir kitap okuyun mutlaka (ayrıca kitap kapağı müthiş)...

Yazar: Stefan Zweig
Çevirmen: İlknur Özdemir
Sayfa Sayısı: 104
Basım Yılı: 2015
Yayınevi: Kırmızı Kedi

Riviera'da eşi ve iki kızıyla tatil yapan 33 yaşındaki Henriette bir gece ansızın ortadan kaybolur. Kusursuz bir evliliği olduğu sanılan genç kadının, nasıl ve neden ortadan kaybolduğu dedikodu konusu olur. Pansiyonda kalanların hepsi kadını yargılamaya başlar, ancak anlatıcımız onu savununca tartışma alevlenir; masadaki yaşlı ve zarif bir İngiliz hanımefendi de anlatıcıya, gençliğinde başından geçen unutulmaz, inanılmaz bir 24 saatin hikâyesini anlatmakta ısrarcı olur. Bu 24 saat içinde hissettiklerinin bir saniyesi bile aklından çıkmamıştır. Bu kadının yaşadıklarını neden bir yabancıyla paylaştığını Zweig en sonda açıklar. Stefan Zweig, başarılı bir karakter yaratıcısı; diğer yapıtlarında olduğu gibi burada da müthiş bir gözlem gücüyle, kahramanlarının iç dünyalarını okurun gözlerinin önüne seriyor, inandırıyor ve etkiliyor.