20 Eylül 2017 Çarşamba

GERALD MESSADIE - Amerika Çiçeği


YILDIZLARIN JEANNE’I III. KİTAP

Bu kitapla Yıldızların Jeanne'ı serisini bitirmiş bulunuyorum... yazar bu seride 1450-1520 tarihleri arasında başta Fransa olmak üzere Avrupa tarihini, kraliyet ve dini unsurları, Jeanne'nin hikayesinin içerisinde kurgulayarak anlatıyor... bu yıllarda yaşanılan savaşlar ve çekişmelerin yanı sıra matbaanın keşfi, Amerika Kıtasının bulunuşu gibi tarihin dönüm noktalarına da yer veriyor...

Jeanne'ı neredeyse her türlü işin altından kalkabilen biri olarak kurgulamış, gerektiğinde (ailesine bir tehdit geldiğinde) şiddete başvurabilen bir kadın (yazar bunun dönemin gereği olduğunu söylüyor) ama ben bu karakteri sevdim... Jeanne'ın yaşamının abartılı kurgulandığı görülüyor ama hem tüm hikayeyi hem de tarihin içerisine monte edilmesini başarılı buldum...

Bu son kitapta; o dönemde çokça başvurulan astroloji ile ruhlar, hayvanlarla konuşan kişiler gibi bazı mistik unsurlarda vardı... bu konular benim ilgi alanıma girmiyor ama romanın içine iyi yerleştirilmişti... sonuç olarak ben bu seriyi çok sevdim size de öneririm...

Diğer Kitaplar için bkz.

Yazar: Gerald Messadié
Çevirmen: Hakan Tansel
Sayfa Sayısı: 422
Basım Yılı: 2004
Yayınevi: İthaki

Bir zamanların küçük köylü kızı Jeanne artık zengin ve 
olgun bir kadındır. Yaşadığı olağanüstü dönemin 
üstesinden gelebilecek kadar akıllı ve yeteneklidir. Bu 
dönemde modern zamanları etkileyecek üç önemli olay 
yaşanır: Kapitalizmin doğuşu, matbaanın bulunuşu ve 
Amerika''nın keşfi. Jeanne her üçünün içinde de yerini 
alır. Şair François Villon''dan olan oğluyla birlikte bir 
endüstri ve ticaret imparatorluğunu yönetmeye başlar. 
Matbaa, bankalar, tekstil gibi pek çok alanda "Estoille 
klanı" öne çıkar. Atlantik Okyanusu''nu geçen ilk 
kadınlardan biri olur.
Jeanne''ın yaşamı şiddet yüklü, şan şeref dolu pek çok 
olayla doludur. Tanıdığı erkeklerin içinde ruhunu ve 
yüreğini ısıtan tek bir kişi vardır; yirmi yaşını bile 
doldurmamış olan, özel müneccimlik yeteneklerinin 
herkesten farklı kıldığı Franz-Eckart. Ormanda annesinin 
karşısına bir geyik çıkmış ve delikanlı bu olaydan dokuz 
ay sonra doğmuştur; söylenti böyledir ama işin aslını 
bir kişi bilir, o da Jeanne''dır. 

XV. yüzyılın sonunda bir çok gerçek henüz ortaya 
çıkmamıştır. Bir gün Colomb adlı bir denizci batıda, 
Hindistan''a ulaşan bir yol bulmayı tasarlar. Fransa 
kralı bu tür tartışmalarla ilgilenmemektedir, oysa 
Jeanne ve ailesi tam tersine bilinen dünyanın 
sınırlarını genişleten yeni keşifleri bir fırsat olarak 
değerlendirmektedir. Tüm bunları sadece bir müneccim 
önceden görür. Ona göre zaman bir yanılsamadan başka bir 
şey değildir. Yitirdiklerimiz aslında yok olmazlar. Aşk 
ise aşktan daha fazla bir şeydir.

15 Eylül 2017 Cuma

STEFAN ZWEIG - MARY STUART

Stefan Zweig'i çok severim (bu okuduğum 12. kitabı), biyografilerini ise daha çok severim (bu okuduğum 8. biyografisi)... ayrıca bu kitap her yönüyle mükemmel, okuduklarım arasında üst sıralara yükseldi...

Bu eser İskoç Kraliçesi Mary Stuart'ın (1542-1587) hayatını anlatıyor; ''Altı günlükken İskoçya Kraliçesi, altı yaşındayken Avrupa'nın en güçlü prenslerinden birisinin nişanlısı ve onyedi yaşındayken Fransa Kraliçesi olan bu kızın yükselişi, tıpkı bir roketin yükselirken çizdiği çizgi gibi hızla gerçekleşti, öyle ki o daha iç dünyasını tanıyamadan, dış dünyasındaki gücü en yüksek basamağına ulaşmış oldu. (syf:53)'' ancak kocası II. François hastalıklı bir bünyeye sahip olduğundan genç yaşında ölür ''Rüya, sadece bir yıl içinde sona ermişti ve Mary Stuart artık Fransa Kraliçesi değildi; şimdi doğduğu andan öldüğü ana kadar sahip olduğu tek bir ünvanı vardı: İskoçya Kraliçesi. (syf:57)'' onsekiz yaşında ülkesine dönen Mary Stuart'ın çarpıcı yaşam öyküsünü okumaya devam ederiz...

''Ama Mary Stuart'ın yaşamındaki sır perdesi, çelişkili olduğu kadar farklı yorumlarla da anlatıldı: Belki de yaşamı böylesine farklı bir biçimde yorumlanan bir kadın daha yoktur; bazen bir katil, bazen bir şehit, bazen budala bir entrikacı, bazen de bir azizedir. Ancak tuhaftır ki, onun kişiliğinin betimlenmesindeki bu farklılıklar, bize ulaşan malzeme eksikliğinden değil, tam tersine insanın kafasını karıştıracak kadar çok oluşundan kaynaklanır.(........) Protestan yazarlar genellikle suçu Mary Stuart'ın üstüne atarken, Katolikler daha çok Elizabeth'i suçlarlar. İngiliz yazarlar onu her zaman bir katil olarak sunarken, İskoç yazarlar alçakça bir iftiranın masum bir kurbanı olarak gösterirler. (syf:11-13)'' hal böyleyken Zweig tarafsız bir yazar olarak objektif bir biçimde bu biyografiyi yazmaya çalıştığını belirtiyor...

16. yüzyılda Avrupa'da yaşanan çekişmeleri, Mary Stuart ve en büyük rakibi İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth (VIII. Henry'nin Anne Boleyn'den olan kızı) arasındaki mücadeleyi, çevrilen dolapları, dalavereleri okurken sanki o kadar yüzyıl geçmemiş gibi hissettim... şimdi de aynı oyunları bizim gibi az gelişmiş ülkeler üzerinde oynuyorlar...

Zweig; hem Kraliçenin hayatını, kişiliğini, kararlarını, hem de yaşadığı dönemin siyasal ortamını ve aktörlerini çok detaylı anlatıyor... aynı zamanda da sanki kurgu bir romanmışcasına sürükleyici ve heyecanlı bir metne sahip muhteşem bir kitap, kaçırmayın mutlaka okuyun...

Yazar: Stefan Zweig
Çevirmen: Kasım Eğit – Yadigar Eğit
Sayfa Sayısı: 520
Basım Yılı: 2016
Yayınevi: Can

Stefan Zweig ünlü İskoç kraliçesi Mary Stuart'tan bahsederken, "Dünya tarihinde belki de başka hiçbir kadın edebiyata bu kadar çok konu olmamış, dramlarda, romanlarda, biyografilerde ve tartışmalarda böylesine çok işlenmemiştir," der. 

Kraliçenin entrikalar, ittifaklar ve politik hesaplarla geçen, ihanetlerle yolundan saptırılan kısa yaşamını Stefan Zweig ilk kez 1935'te anlattı. O günden bu yana Mary Stuart, yazarın en gözde biyografilerinden biri. Toplumsal rollerin ardındaki insana, olayların ardındaki duygulara yoğunlaşan ZweIg'ın Mary Stuart'ı, düşmeyen temposuyla gerilim romanlarını aratmayacak türden… 

12 Eylül 2017 Salı

JESSIE BURTON - MİNYATÜRCÜ


Bu romanı ilk çıktığında görmüş, emin olamadığım için almamıştım geçen hafta kitapçıda indirimliler arasında görünce dayanamadım ve buradayız... yazar 1982 doğumlu bir İngiliz, Oxford Üniversitesi ve Central School of Speech and Drama'da eğitim görmüş, halen oyunculuk yapıyormuş ve bu ilk kitabıymış...

Öncelikle beklediğimden çok iyi çıktı, ilk kitap için başarılı buldum, tarihi bir roman, detaylara dikkat edilmiş, kitabın sonuna sözlük ve karşılaştırma yapmayı sağlayan listeler konulmuş, çok beğendim...

Romanı internette aratınca bir çok yerde ilk cümle olarak romantik bir kitap değil ibaresi var buna neden gerek duyuldu hiç bilemiyorum, yeni evli genç bir kadından bahsedildiği için mi yoksa Epsilon yayımladığı için mi romantik olarak algılanacak? doğrusu çözemedim...

Ana karakter Petronella Oortman ve kocası Johannes 17.yy'da gerçekten yaşamış kişiler ve Petronella'nın yukarıya fotoğrafını eklediğim dolap evi Amsterdam'da Rijkmuseum'da sergileniyormuş... her ne kadar karakterler gerçekse de hayatlarının tamamiyle kurgulanmış olduğunu yazar kitabın sonunda belirtiyor...

Romanın konusu aşağıya eklediğim arka kapak yazısında ayrıntılı olarak anlatılıyor ona ilave bir şey yazmayacağım hatta o kadar detay verilmiş ki kritik bir noktayı daha başlamadan tahmin ettim ve doğru çıktı, olmasaydı iyiydi ama hikaye oldukça kapsamlı bu durum okuma heyecanımı azaltmadı...

Kitap çok akıcı, kadın karakterler etkileyici, hikayeyi çok beğendim, zaten tarihi romanları seviyorum o dönem Amsterdam'ını okumak hoşuma gitti... sadece Minyatürcü'nün öyküsü biraz ortada kaldı, özellikle muğlak bırakılmış gibi değil de ilk roman olması sebebiyle tam kotarılamamış gibi ama romanı beğendim size de öneririm...

Yazar: Jessie Burton
Çevirmen: Cem Şancı
Sayfa Sayısı: 480
Basım Yılı: 2015
Yayınevi: Epsilon

"Her kadın kendi kaderinin mimarıdır."

1686 senesinin soğuk bir sonbahar gününde, on sekiz yaşındaki Nella Oortman, saygın tüccar Johannes Brandt'ın karısı olarak yeni bir hayata başlamak üzere Amsterdam'a gelir. Ancak yeni evi tüm ihtişamına rağmen pek kucaklayıcı değildir. Kibar ama mesafeli bir adam olan Johannes daima çalışma odasında ya da ambarındaki bürosunda zaman geçirmekte, Nella'yı sivri dilli bir kadın olan kız kardeşi Marin'le baş başa bırakmaktadır.

Ancak Johannes'in kendisine düğün hediyesi olarak evlerinin dolap boyutlarında bir maketini vermesiyle Nella'nın dünyası değişir. Hediyesini dayayıp döşemek isteyen Nella, bir minyatürcünün yardımına başvurur. Gizemli bir sanatçı olan bu kişinin minik eserleri, gerçek yaşamdaki karşılıklarını ürkütücü ve beklenmedik şekillerde yansıtmaktadır…


Ancak Nella evlerinin sıradışı gizemlerini keşfederken, tüm ev halkını bekleyen tehlikeleri anlamaya ve onlardan korkmaya da başlar. Bu baskıcı ve dindar toplumda, farklı olmak toplumun ahlaki dokusu için bir tehdittir ve Johannes gibi zengin bir adam bile güvende değildir. Onları bekleyen kaderi sadece bir kişi görüyor gibidir. Minyatürcü onların kurtuluşunun anahtarı mıdır… yoksa yıkımlarının mimarı mı?

7 Eylül 2017 Perşembe

HASAN ALİ TOPTAŞ - Gölgesizler

Hasan Ali Toptaş edebiyatımızın güçlü yazarlarından kabul ediliyor, eserleri çok seviliyor ve okunuyor... ben kendi yazarlarımız söz konusu olduğunda kötü bir performansa sahip olduğum için Toptaş'tan da hiç okumamıştım ve en beğenilen romanlarından olan Gölgesizler ile başlamaya karar verdim...

Kitap postmodern bir tarzda yazılmış, bu tip edebiyatı severek okuyorum aslında... yazarın anlatımını ve dilini de sevdim ama romanın hikayesi beni çok bunalttı ve itici geldi... yarısına gelinceye kadar hiç konsantre olamadım sadece bitirmek için zorlayarak okudum... yarıdan sonrası daha iyi gitti (alıştım sanırım) ama bütünüyle bakıldığında sevemedim bir türlü... bu durumun nedenini tam olarak çözemesem de hikayedeki ağır kasvet etkili oldu herhalde... sadece sonunu çok sevdim ödül gibi oldu bana...

Yazarın tarzını Tavares'e benzettim biraz, ona da gecikmeli olarak ısınmıştım, bakalım göreceğiz artık...

Yazar: Hasan Ali Toptaş
Sayfa Sayısı: 240
Basım Yılı: 2014 (10. Baskı) 1995 (İlk Basım)
Yayınevi: İletişim

Kayboluşların romanıdır bu. Bir köyde durup dururken kaybolan insanların romanıdır. Bir görünüp bir kaybolanların. Oyunların… 

Hayat da bir oyun değil midir zaten? İnsanoğlu da bir görünüp bir kaybolmaz mı bu dünyada? Bir boşluğu doldurur, kim biçtiyse o yeri, o kadarını doldurur işte...


Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş’ın 1994 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandığı kitabı. Cıngıllı Nuri’nin‚ ruhum daralıyor diyerek çekip gitmesiyle başlıyor. Nuri köyün berberidir, ardında kalan karısı, üç çocuğu ve köyün muhtarı yıllarca arar onu. Ve o kayboluşun gizi çözülemez asla. Roman bu kayboluşla başlayıp,başka kaybolmalarla sürüp gidecektir. Güvercin, yok olacaktır sonra. Gelinlik çağda bir genç kızdır o. Yeni berberin çırağı, tıraş bıçağı almak için çıkacaktır dükkandan ve dönmeyecektir. Kaybolmak ile var olmak arasındaki ilişkidir sorgulanan... Her kayboluş bir var oluş ispatı, her varoluş bir kaybolma ihtimalidir belki de. Hasan Ali Toptaş, gerçeküstücülüğe yakın duran olağanüstü anlatımı, zengin dili ve şaşırtıcı olduğu kadar zorlayıcı kurgusuyla müthiş bir edebiyat eserine imza atıyor. Çok güçlü bir roman olan Gölgesizler de toplum ve birey üzerine düşünmeye çağırıyor. 

3 Eylül 2017 Pazar

WOLFGANG SCHORLAU - Koruyan El


Geçen sene yazarın Münih Komplosu adlı kitabını okuyup çok beğenmiştim ama devam edeceğimi pek düşünmüyordum ta ki Koruyan El'i görünceye kadar... peşin peşin yazayım bu romanı daha çok sevdim ve Schorlau'nun sıkı bir takipçisiyim artık...

Gelelim romana; yine bir siyasi polisiye/derin devlet romanı bu, aynı zamanda kurgu büyük ölçüde gerçek bilgi ve belgelere dayandırılmış ''Bu romanda bundan öncekilerden çok daha fazla gerçek belge ve doküman kullandım. Ve bu defa ki vaka o kadar el yakıcı ve o kadar gerçekti ki bu belgeler romanın bir parçası haline geldiler. Bu şekilde okurlarımı, bölüm bölüm okuması oldukça zor bir kitapla karşı karşıya bırakmayı göze aldığımı biliyorum, ama kanaatim odur ki buna değer, çünkü bu vakada bahis konusu olan iyi bir hikaye değil, bu defa mesele hakikati aramak.'' (Sonsöz syf:334) her ne kadar yazar zor okunuyor dese de ben elimden bırakamadan okudum mükemmeldi (bu arada iyi çeviri için de teşekkürler) ki kitabın sonunda çok sayıda bakmanız gereken dipnot var bu bile okuma hızımı kesintiye uğratmadı... sadece çok fazla harf hatası var bir iki yerde isimler ve tarihler karışmıştı açıkçası İletişim'e hiç yakıştıramadım...

Ben bu kitabı aldığımda aşağıda bahsedilen göçmen cinayetlerini anlatıyor diye düşünmüştüm ama bundan bir iki yerde bahsediyor sadece... asıl konu; göçmenlerin ki de dahil 10 cinayet, 2 bombalı saldırı, 15 silahlı soygunu işlediği devlet makamlarınca iddia edilen neonazi örgütünün elemanlarının bir motokaravanda ölü olarak bulunmalarının arkasındaki gerçeğin ortaya çıkarılmaya çalışılması... ve olay şu ki Alman iç istihbaratının (zaman zaman A.B.D'nin de parmağı var) kendi himayelerinde maşa olarak kullandıkları neonazilere çeşitli gerekçelerle işletilen suçları, istediklerinde üstünü örttüğü, istediklerinde birilerinin üzerine yıktığı iddiasında bulunuyor ve yazar keşke ben yanılmış olsam ve yazdıklarım komplo teorisi olsa çok sevinirim diye romanı bitiriyor...

Bu kitaptan sonra Almanya'da böyleyse bizde neler oluyordur diye düşünmeden yapamıyorsunuz... çok etkileyici bir roman okuyun mutlaka...

Yazar: Wolfgang Schorlau
Çevirmen: Hulki Demirel
Sayfa Sayısı: 392
Basım Yılı: 2017
Yayınevi: İletişim

Siyasî polisiye ustası Schorlau, bu defa, Almanya devletinin gizli servisleri ve neonaziler arasındaki “derin” ilişkilere dair ürpertici şüphelerin izini sürüyor. Almanya’da 2000-2006 yılları arasında biri Yunanistan, sekizi Türkiye kökenli dokuz göçmen öldürüldü. Bu cinayet serisi, medyada uzun süre Türkiyeliler arası mafyavari işlere bağlanarak “döner cinayetleri” diye magazinleştirildi. Bu cinayetlerin failleri 2007’de bir de polis öldürdüler. 2011’de, bir banka soygunu sonrasında kuşatıldıkları karavanda şüpheli bir biçimde öldüler. Bu iki failin, “Nasyonal Sosyalist Yeraltı” adlı bir örgütün üyeleri olduğu anlaşıldı. Güvenlik aygıtının eğilimi, bu örgütü, hayatta kalan kadın yoldaşlarıyla birlikte üç kişilik bir hücreye indirgemek oldu. Ancak ortaya saçılan bilgiler, anlatımlar, şüpheler, resmî olarak da kollanan dallı budaklı bir şebekenin varlığını ortaya koyuyor.
Wolfgang Schorlau, bu romanında da gerçek bir siyasî polisiye vakanın, işte bu vakanın peşine takılıyor. Nasyonal Sosyalist Yeraltı soruşturmasında resmen uzman sıfatıyla görüşüne başvurulmasına yol açacak kadar ciddiyetle, derinlemesine, titizce! “Aslında bu kitaba şöyle bir uyarı notu iliştirilmesi gerekir: ‘Dikkat, devlete olan güveninizi sarsabilir!’ -Abendzeıtung Münih-

Wolfgang Schorlau: 1951 doğumlu. Ticaret yüksek okulunda okurken ’68 öğrenci hareketine katıldı. Uzun yıllar sanayide yöneticilik yaptıktan sonra 50 yaşında yazarlığa başladı. Başka romanları ve siyasi denemeleri de vardır fakat başarısını polisiye romanlarına borçludur. Özel dedektif Dengler’in ilk macerası olan Mavi Liste’yi (2003, çev. Hulki Demirel. İletişim Yayınları, 2016) 2015’e kadar yedi kitap daha izledi. Bunlardan Münih Komplosu da İletişim’den çıktı (çev. Hulki Demirel, 2016). Aralarında 2006 Almanya Polisiye Edebiyat Ödülü’nün de yer aldığı birçok ödül kazandı. Stuttgart’ta yaşıyor.